Stockholm Sendromu Nedir?

Stockholm Sendromu, Stockholm Sendromu Nedir, Stockholm Sendromu'nun Tarihçesi

Stockholm Sendromu Nedir?
Otobüs koltukları

İlk kez psikiyatr Nils Bejerot’un tanımladığı bu sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almıştır. Banka soyguncusunun 6 gün rehin tuttuğu banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunur. Bunla da yetinmeyip nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan soyguncunun hapisten çıkmasını bekler, sonunda da onunla evlenir.

 23 Ağustos 1973’te Stockholm’de bir bankayı soymak için basan bu soyguncular 4 banka görevlisini 6 gün rehin tuttu. Soyguncular personele iyi davrandı ve aralarında iyi ilişkiler oluştu. Hatta rehineler polisin bankayı basacağını fark edip soyguncuları uyardılar. Soygun sonrası suçluların aleyhine yapılacak olan mahkemede bile onların lehine ifade verdiler. Savunma ücreti için para topladılar. Bu olay soygun tarihine “ Soyguncular bankadan para çalmadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar. “ notuyla yazıldı. 1974 yılında Patty Hearst isimli milyoner bir kadın, bir terörist grup tarafından kaçırıldıktan 2 ay sonra onlarla birlikte banka soygunu üzerindeyken yakalandı. Avukatları SS mazeretini kullandıysa bile mahkeme reddetti ve hapse mahkum edildi. 2001 yılında İngiliz kadın gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırıldı, ilk 11 gün onlarla tartıştı, karşı çıktı, yemek istemedi. İslam dinini incelemesi şartıyla serbest bırakıldıktan sonra İslam dinine ilgi duydu, 2003 yılında da Müslüman oldu.

Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni ise kurbanda oluşan hayatta kalma içgüdüsüdür. Zor durumda olan insan, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı en ufak iyilik kurbanın gözünde büyür. Kurban, kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, hak vermeye başlar. İçinde bulunulan tehlike durumu, baskıcının şiddet eğiliminin tamamen göz ardı edilmesiyle kurban tarafından reddedilir. Kurban tek olumlu ilişkisinin saldırganla arasında geçen bu ilişki olduğunu düşünür ve saldırgandan ayrılması daha da zorlaşır. Stockholm sendromuna sebep olan durumlar ise 1. Hayati tehlikelilik 2. Dış dünyadan soyutlanmışlık 3. Bulunduğu ortamdan kaçamayacağına kanaat getirme 4. Saldırganın ara ara arkadaşça davranması Graham ve Rawlings bu koşulların genel itibariyle aile içi şiddet görmüş insanlarda ortaya çıktığını belirtir. Bu durumlarda şiddete uğramış birey, saldırganı kışkırtacak veya öfkelendirecek bir şey yapmaktan çok korkar. Onun tarafındaymış gibi davranır. “Şiddet uygulayanın ilk hedefi kurbanı köleleştirmektir ve bu amaca kurbanın hayatının her alanında despotça bir denetim kurarak ulaşır. Ancak salt boyun eğme onu nadiren tatmin eder; suçlarını haklı göstermenin psikolojik ihtiyacı içindedir ve bunun için kurbanın onayına ihtiyaç duyar. Saldırganın nihai hedefi gönüllü bir kurban yaratmak gibi görünmektedir. “

Stockholm sendromu sürekli baskı altında tutulan toplumların bir süre sonra toplumu baskı altında tutan otoriteye sempati duyması ve itaat kültürünün benimsenmesi şeklinde yorumlanabilir. Toplumun bir kesimi Stockholm sendromu ile otoriteye boyun eğer ve bir süre sonra hayranlık besler bu his ‘tecavüzcüsüne/katiline aşık olma’ tabiri ile ifade edilebilir.